Çocuklarda Uyum ve Davranış Bozuklukları

Çocuklarda uyum ve davranış bozukluğu, çocuğun çevresindeki sosyal ve çevresel koşullara uyum sağlamakta zorluk yaşaması ve bu durumun çeşitli davranışsal belirtilerle kendini göstermesi olarak tanımlanabilir. Bu problemler; çocuğun evde, okulda veya sosyal ortamlarda beklenen davranış standartlarına uymakta zorlanmasıyla ortaya çıkar. Bir çocuğun uyum ve davranış bozukluğuna sahip olduğunu anlamak için bazı ölçütler vardır:
  
Yaşa uygunluk
Her yaşın kendine özgü davranış özellikleri bulunur. Burada bir sorunu tespit edebilmek için gelişim dönemi özelliklerini öğrenmek gerekir.

Uygunsuz davranışların sıklığı
 Çocukların arada söz dinlememesi, sosyal olarak beklentilere cevap verememesi, hırçın ve huysuz olması olağan bir durumdur. Bu davranışların sıklığının artması uyum problemlerine işaret edebilir.

Davranışın Yoğunluğu
Bir davranışın aşama aşama ilerlemesidir.Bir çocuğun hırçınlaştığı için ağlaması ilerleyen evrelerde şiddete dönüşmesi örnek verilebilir.

Sosyal Bozukluk
Davranışın çocuğun okulda, evde veya sosyal ortamlarda işlevselliğini ciddi şekilde etkilemesidir.

Cinsiyetin Etkisi
Genel olarak kızlara ve erkeklere özgü davranış kalıplarının dışına çıkmasıyla ilgilidir.  

Çocuklarda Uyum ve Davranış Bozukluğunun Sebepleri 
Çocuklarda uyum ve davranış bozukluğunun sebepleri birçok faktöre dayanır. Bunlardan bazıları:
Kişinin sahip olduğu genetik eğilim
Aile baskısı
İhmal ve istismar
Anne ve babanın aşırı tutucu yaklaşımı
Yetersiz aile desteği
Fiziksel veya psikolojik şiddet
Yaşanan bir kayıp
Boşanma
Günlük hayatında yaşanılan ani ve büyük bir değişim
Travmatik olaylar
Okulda yaşanılan zorbalık
Akranlarıyla kıyaslanmak
Sosyal ve kültürel beklentilerdir.
Genel olarak genetik, çevresel ve bireysel olarak kategorize edebilir.  

Çocuklarda Görülen Uyum ve Davranış Bozuklukları Nelerdir?

Korku Dolu ve Endişeli Olma
Korku; gerçek ya da gerçek olmayan bir tehlikeye karşı gösterilen duygusal bir tepkidir. Çocuklar genellikle ilk kez karşılaştığı cisimlere, kendilerine zarar verecek durumlara, kendinden daha güçlü duran bireylere korku duyarlar. Korkulan şeyler yaşa göre değişkenlik gösterir. Bebeklik döneminde yüksek sesli, yabancı bir nesne, yabancı bir yüz bebeği korkutabilir. 2-3 yaşındaki çocuklar, yüksek seslerden, gürültülü ev eşyası seslerinden, gök gürültüsünden korkmaktadır. 3-4 yaşlarında bu korkulara karanlık, dilenci, hırsız, ve ‘öcü’den korkma daha ilerleyen zamanlarda ebeveynlerden ayrı kalmak da eklenir. Bu yaşlardan sonra korkulan şeyler somutlaşır. Köpeğin ısırması, yükseklikten düşme, bıçağın yaralaması gibi korkular görülür. Okul çağındaki bir çocukta okul başarısızlığı, zorbalanma gibi korkular görülebilir. Korkan çocuğun üzerine gitmek onu daha fazla korkmasına sebep açar ve kısır döngüye sokar. Korkuların sebeplerini anlamak, gerekiyorsa ortadan kaldırmak ve iş birliği yaparak üstesinden gelmek tedavi için önemlidir.

İçe Kapanıklık

Çocuğun sosyal hayata katılmasının gerektiği çağda ;arkadaş edinememesi, arkadaşlarıyla oynamaması, sorulan sorulara cevap vermemesi, iletişim ve ilişki kurma girişimlerine kayıtsız kalması, sosyal ortamlara girdikçe utanması, gelişimsel bir bozukluk olmadığı halde yavaş öğrenmesi içe kapanıklığın belirtilerindendir. Çocuğun kendini anlatma, duygu ve düşüncelerini paylaşma şansı verilmelidir. Bireysellik ve sınırlı bağımsızlık düşüncesi aşılanmalıdır Her bireyin kendini gerçekleştirme şansı vardır ve bu aileler tarafından desteklenmelidir.

Bağımlılık

Çocuklar özellikle yaşamın ilk yıllarında ebeveynlerine bağımlıdır, çünkü kendi işlerini tek başına halledemez, kendisi için karar veremez durumundadır, bu durum normaldir. Belirli bir yaştan sonra özellikle okul çağında çocuğun bir şey yapması için anne babasından arkadaşından, öğretmeninden destek araması bağımlılığın işaretlerindendir. Bu durumun sebeplerinden biri otoriter, baskıcı bir aile tutumudur. Kendi iradi kararlarına saygı duyulmayan, tercih ve seçim hakkı tanınmayan çocuklarda bağımlılık sıklıkla gözlenir. Bu ileriki yaşlarda devam ederse bağımlılık patolojik bir duruma dönüşebilir. Bu durumun üstünden gelmek için çocuklara destek vermek, önce birey olmasına daha sonra kararlara ve seçimlere saygı duymak önemlidir. Bazen içten bir kucaklaşma, bir bakış, bir sevgi sözcüğü ebeveyn ve çocuk ilişkisini güçlendirir ve aradaki güven sorunlarını onarabilir.


Saldırganlık

Saldırganlık insani bir dürtüdür, gerekli durumlarda hayat kurtarıcı bir savunma mekanizmasıdır. Bu dürtünün çocuklarda uyumsuz bir davranış olması için ; çevreye zarar verme, eşyaları kırma, küfür etme, arkadaşlarına ve yetişkinlere vurma, ısırma, itme ve tekmeleme, bağırıp çağırma, öfke nöbetleri, yerinde duramama, saçını yolma biçiminde ortaya çıkması gerekir. Saldırganlık içe ve dışa yönelebilir. Yani çocuk kendine saldırgan davranabilir ya da çevresine doğru saldırıya geçebilir. Çocuğun yetişme ortamı çok disiplinli ya da fazla müsamahakâr ise çocukta saldırganlık davranışı gözlenebilir. Aile içindeki iletişim sorunları, ilgi ve sevgi yoksunluğu, dürtü kontrolündeki problemler, cinsel, fiziksel ya da psikolojik şiddet görme durumunda saldırganlık karşı tepki olarak ortaya çıkabilir. Saldırganlığın önüne geçilmesi için aile iletişiminin iyileştirilmesi, çocuğa kendini ifade etme hakkının verilmesi, saldırganlığını fiziksel enerjiyi içeren aktiviteye dönüştürülmesi için teşvik edilmesi önemlidir. Ayrıca çocuğu şiddet davranışını destekleyen ve artmasına sebep olan her türlü medya aracından, içeriklerden ve konuşmalardan uzak tutmak gerekir.


Yalan Söyleme

Yalanın amacı bir durumu gerçeğinden farklı göstermek ya da gizlemektir. Kültürümüzde yalan söylememek yani dürüstlük ahlaki bir değerdir. Çocuklar yalan söylememesi gerektiği öğüdüyle büyütülürler hatta ebeveynler çocukların yalan söylediğini fark ettiğinde onları cezalandırmak için “Ağzına acı biber sürerim.” diyerek korkuturlar. Uzmanlara göre bir çocuk 6-7 yaşlarında yalan söylemeye başlar. Çocukları yalan söylemeye iten sebepler; ebeveynlerinden ya da öğretmenlerinden korkması, dışarıdan eleştiri alması, arkadaşları tarafından alay edilmesi/ dışlanması, cezadan kaçınması gibi faktörler olabilir. Ebeveynlerin dikkatli olması, çocuğa duyulan ve ona verilen güven çok önemlidir. Hoşgörülü bir ortam sunarak çocuğu desteklemek onun benliğine duyulan saygıdan ileri gelir. Çocukla sağlıklı ilişki ve iletişim kuran bir aile yalanı büyük ölçüde engeller. Unutulmamalıdır ki yalan yalanı doğurur. Ailenin bizzat kendisi de yalandan uzak durmalı ve çocuğuna iyi bir örnek olmalıdır.

Altını Islatma
Çocuklar yaklaşık 3 yaşına kadar alt ıslatma davranışı gösterirler, daha sonra doğru bir tuvalet eğitimi sayesinde kendini kontrol özelliğini kazanırlar. Bu yaşlardan itibaren ısrarlı bir şekilde alt ıslatma davranışının görülmesi bir davranış bozukluğu sayılabilir. Biyolojik bir sebebinin dışında psikolojik sebepleri de vardır. Bunlar; yanlış tuvalet eğitimi, ebeveynlerin doğru olmayan tutumları, kıskançlık, evden ayrılma,okula başlama, korku ve stresini yönetememe gibi sebeplerden kaynaklanabilir. Bu davranış için aile içindeki ilişkinin güçlenmesi, destekleyici bir iletişim kurulması ve doğru bilinen yanlışları terk etmesi gerekir.


Saç Yolma, Saç Yeme

1-2 yaş kız çocuklarında daha çok görülür. Çocuğun stresli bir anda kendini rahatlatmak için yaptığı bir harekettir. Bu durumun sebebi olarak erken dönemde anne ve çocuk arasında sağlıklı duygusal bir bağın kurulmaması düşünülebilir. Kendini ifade edemeyen çocuklarda, stresli bir durumun içindeyken gözlemlenebilir. Ebeveynle oluşan ilişkinin iyileştirilmesi bu durumu ortadan kaldırabilir. 

Aşırı Hareketlilik

Hiperaktivite olarak tanımlanan bu durum çocuklarda fiziksel ya da psikolojik nedenler dolayısıyla oluşabilir. Bazen bu durumla beraber dikkat eksikliği de bu davranış bozukluğuna eşlik eder. Hiperaktivite, ciddiye alınması gereken bir durumdur. Çevre ve aile etkisiyle ortaya çıkan aşırı hareketlilikteki temel sebep, baskıcı, aşırı kontrolcü, mükemmeliyetçi ebeveyn tutumlarıdır. Çocuk, aile ortamında kendini ifade etme imkânı bulamaz, sürekli bir kurala uyma zorunluluğu duyarsa bu davranışı kazanabilir. Bu davranış aşırı olduğunda saldırganlığı da beraberinde getirebilir. Ailenin bu durumu erkenden tespit edip bir ruh sağlığı uzmanına başvurması gerekir.


Parmak Emme
Parmak emme davranışı yaşamın ilk bir yılında görülen normal bir davranıştır. Sağlıklı bir bebeğin 3-4 yaşları arasında bu davranışı bırakması gerekir. Bu davranışı ileriki yaşlara taşıyorsa burada davranış bozukluğundan bahsedebiliriz. Özellikle okul çağına yeni başlayan çocukta, aileye yeni katılan kardeş olduğunda, ebeveyn ayrılığında, ortam değişikliğinde, kendini endişeli ve korkulu hissettiğinde bu davranış gözlemlenebilir. Temelinde ilgi ihtiyacı vardır çünkü sadece bebekler parmak emer ve tüm ilgi, alaka bebeğin üzerindedir. Burada ailenin müdahalesi önemlidir. Kendisine parmak emmenin bebeklere özgü bir davranış olduğunu, artık büyüdüğünü söylenmesi ve bu davranışı bırakmak adına cesaretlendirilmesi son derece önemlidir. Ailenin çocuğun ihtiyaçlarına doğru yerde ve doğru zamanda yanıt vermesi gerekir. Aynı zamanda çocuğun koşulsuz sevgiyi hissetmesi ve ebeveynlerinin de sözel olarak ifade etmesi ayrıca davranışlarıyla da bunu onaylaması önemlidir.


Tırnak Yeme

Tırnak yeme , genellikle çocuklarda 3-4 yaşlarında görülür. Otoriter bir ailede büyümek, içinde korku ve kaygı barındıran bir çevrede bulunmak, sık azarlanmak , yetersiz ilgi ve sevgi görmek bu davranışın sebepleri arasındadır. Çocuğa tırnağını yememesi için ikazda bulunmak bu davranışı azaltmak yerine arttırabilir. Onun yerine altında yatan ihtiyacı fark etmek ve altında yatan sorunu ortadan kaldırmak daha işlevseldir.


Mastürbasyon 

3-6 yaş döneminde çocuk kendi cinselliğini keşfetmeye başlar. Bu noktada cinsel bölgesini uyarmak için mastürbasyona başvurur. Kendi uyarımlarından zevk alır ve bunu sıklaştırmaya başlar. Bunun yapılması normaldir ve aileler tarafından da normal karşılanmalıdır. Önemli olan bunu sıklığını ayarlamak ve yapıldığı ortamın uygun olmasıdır. Çok fazla mastürbasyon cinsel bölgede tahrişe sebep olabilir. Çocuğun kendine ait bir alanda, tek başına mastürbasyon yapması sınır koymasına ve koyulan sınırlara saygı duymasını sağlar. Aileler bu davranış karşısında soğukkanlı davranmalı, ayıplamamalıdır çünkü bir süre sonra kendiliğinden geçecektir.

Tik 

Tik, bazı organlarda istem dışı görülen kasılmalardır. Sebebi organik olduğu gibi psikolojik de olabilir. Genel olarak yüzde, baş sallama, göz kırpma, seğirme, kaşı kaldırma şeklinde görülebilir. Tiki olan çocuklar gergin ve kaygılıdır. Tikler de genellikle bu kaygıyı azaltmak için bir kaçış yolu olarak görünür. Tikler psikolojik içsel baskıdan, kaygıdan, travmadan ya da fizyolojik bir hasardan ötürü oluşabilir. Aynı zaman da model alma yoluyla yani taklit ederek de öğrenilebilir. Mutlaka uzman kişilerce tedavi planı oluşturulmalıdır. Psikolojik faktörler olarak ailenin baskıcı davranışlarının son bulması, iletişimin güçlenmesi dolayısıyla kaygı verici durumlarla ilgili çevre düzenlemesi yapmak tedavi için önemlidir.

Uyku Bozuklukları


Çocuklarda sıklıkla görülen davranışlardan biridir. Çocuğun uykularının bölünmesi ya da uykuya geçememesi gibi kendini gösterir. Temel sebep güven ihtiyacıdır. Çocuk kendi başına uyumak istemez, anne ve babasıyla beraber yatmak ister. Kendi başına uyuduğu zamanlarda sıkıca bir yastığa, oyuncağa sarılabilir. Özellikle bakımverenleri çalışan çocuklarda, gündüz vaktinde bir bakıcı ya da ebeveynleri dışında bakım verenlerle birlikte olduğunda gözlemlenebilir. Çocukta terk edilme korkusu oluşabilir, ilgi ihtiyacı hissedilir. Bu sorunla baş etmek için anne ve babanın çocukla yeterince ilgilenmesi, onuna kaliteli vakit geçirmesi , aralarındaki güven sorunlarını aşması önemlidir. Aynı zamanda uyku hijyenine dikkat etmek de önemlidir.

Kekemelik

Genellikle 5-6 yaş arasında belirginleşir. Düşünce ve konuşma hızını ayarlayamamasından ileri gelir. Kekemelik fiziksel ya da nörolojik bir rahatsızlığın dışında psikolojik bir nedene de dayanabilir. Ailede eksik ilgi ve sevgi görme, uğradığı ayrımcılık ve zorbalık sebepleri arasında sayılabilir. Bunun dışında travma sonrası stres bozukluğu, belirli bir korku anı, ailedeki sorunlar, ani kayıp ve ölüm gibi travmatik olaylardan sonra oluşabilir. Büyük kısmı geçicidir, 20’li yaşların sonlarında azalır. Çocuğun kendini çok stresli,kaygılı,heyecanlı hissettiği, utandığı anda kekemelik ortaya çıkabilir. Kekeme bireyleri taklit ederek de bu davranışı kazanabilir. Çocuğa karşı sabırlı olunmalı, desteğiniz hissedilmelidir. Problemi hafife almamalı, uzmanlarca tedavi edilmelidir. Kekemeliğin tedavisi birçok meslek grubunun eş zamanlı çalışmasını içerir. Çocuğun kendine olan güvenini yerine getirme, sosyal ortamlarda sorumluluk aldırma, ona duyulan güveni hissettirme gibi davranışlar tedavi için önemlidir.



© Copyright 2024 Zera Psikoloji