Kaygı Bozukluğu Nedir?

Kaygı bozukluğu, aşırı ve kontrol edilemeyen kaygı veya endişe duygularının sürekli olarak yaşandığı ve kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyen bir psikiyatrik bozukluktur. Bu bozukluk, çeşitli alt tiplerde olabilir, ancak genel olarak kaygı bozukluğu, belirli bir durum veya tehlike olmadığı halde aşırı endişe, korku ve gerginlik hissiyle karakterizedir.

Kaygı Bozukluğu Vücudu Nasıl Etkiler?

Anksiyete, vücut üzerinde çeşitli fiziksel etkilere neden olabilir. Zihinsel olarak yaşanan aşırı endişe, korku ve stres, vücutta bir dizi fizyolojik tepkiye yol açabilir. Anksiyetenin vücut üzerindeki etkileri şunları içerebilir:

  • Kalp ve Solunum Sistemi Etkileri
  • Kas ve Sinir Sistemi Etkileri
  • Gastrointestinal (Mide-Bağırsak) Sistemi Etkileri
  • Sinir Sistemi Etkileri
  • Deri ve Terleme Etkileri

Bu belirtiler anksiyete atakları sırasında ortaya çıkabilir ve kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Anksiyete bozukluğu olan kişilerde, bu belirtiler sürekli veya sık sık tekrarlayabilir ve günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyebilir.
Anksiyete, vücuttaki "savaş ya da kaç" tepkisini tetikleyen bir durumdur. Bu tepki, vücudu potansiyel tehlikelere karşı hazırlamak için evrimsel olarak gelişmiştir. Ancak, anksiyete bozukluğu olan kişilerde bu tepkiler gereğinden fazla veya uygun olmayan durumlarda ortaya çıkabilir.

Kaygı Bozukluğunun alt tipleri nelerdir?

Bu bozuklukta, kişi sürekli ve aşırı endişe duyar. Endişeler genellikle gerçekçi olmayabilir veya belirli bir olayla ilişkili olmayabilir. GKB olan kişiler genellikle gelecek hakkında sürekli endişelenirler, olumsuz senaryoları sürekli düşünürler ve günlük yaşamlarını etkileyebilecek kadar aşırı stres yaşarlar. 

Panik bozukluğu, tekrarlayan panik ataklarla karakterizedir. Panik ataklar ani ve yoğun korku veya endişe hissiyle birlikte gelir. Belirtiler arasında kalp çarpıntısı, terleme, titreme, nefes darlığı, göğüs ağrısı, mide rahatsızlığı, baş dönmesi ve kontrol kaybı hissi bulunabilir. 

Sosyal anksiyete bozukluğu, sosyal durumlarda veya başkalarının önünde olma durumunda aşırı korku ve endişe yaşanmasıyla belirlenir. Sosyal anksiyete bozukluğu olan kişiler genellikle başkalarıyla konuşma, performans sergileme veya sosyal etkinliklere katılma gibi durumlardan kaçınabilirler. 

OKB, tekrarlayan obsesyonlar (zorlayıcı düşünceler) ve kompulsiyonlar (zorlayıcı davranışlar) ile karakterizedir. Obsesyonlar, kişinin sürekli olarak rahatsız edici veya korkutucu düşünceleri olmasıyla tanımlanır. Kompulsiyonlar ise bu düşünceleri bastırmak veya azaltmak için tekrarlayıcı davranışlar olarak ortaya çıkar. 

TSSB, travmatik bir olayın ardından yoğun kaygı, korku ve stres yaşanmasıyla belirlenir. Travmatik olayın hatırlanması veya travmayı hatırlatan durumlarla karşılaşılması, kişide kabuslar, kaçınma davranışları, hipervijilans (aşırı uyanıklık) gibi belirtilere neden olabilir. 

Bu bozuklukta, kişi yakın ilişkilerinden veya bakım veren kişilerden ayrılmaktan aşırı korkar. Ayrılma anksiyete bozukluğu genellikle çocuklarda ortaya çıkar, ancak yetişkinlerde de görülebilir. 

Başka durumlarda konuşuyor olmasına karşın,konuşmasının beklendiği özgül toplumsal durumlarda(örn okulda),sürekli bir biçimde, konuşamıyor olma. 

Özgül fobi, belirli bir nesne, durum veya aktiviteye aşırı korku veya kaçınma tepkisi olarak tanımlanan bir kaygı bozukluğudur. Özgül fobi olan kişiler, belirli bir nesne veya durumla karşılaşmayı veya onunla yüzleşmeyi yoğun bir şekilde kaçınma eğilimindedirler. Özgül fobi, genellikle nesnenin veya durumun gerçek potansiyel tehlikeleriyle orantısızdır.

Agorafobi, genellikle açık alanlarda veya kalabalık yerlerde olma korkusu olarak tanımlanan bir kaygı bozukluğudur. Agorafobisi olan kişiler, belirli durumlarda veya yerlerde (örneğin, alışveriş merkezleri, kalabalık sokaklar, toplu taşıma araçları) panik atağa veya başka bir türlü kaçış veya yardımın olmadığı durumlara maruz kalma korkusuyla yoğun bir şekilde endişelenirler. 

Kaygı Bozukluğuna ne iyi gelir ?

Kaygı bozukluğunu yönetmek ve belirtileri hafifletmek için çeşitli tedavi seçenekleri ve yaşam tarzı değişiklikleri vardır. Ama unutmayalım bu seçenekler kişiden kişiye göre değişebilir ve herkes için geçerli olmayabilir 

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT):

BDT, kaygı bozukluğunun en etkili bir tedavi yöntemidir. Bu terapi, yanlış veya olumsuz düşünceleri tanımlamanıza, sorgulamanıza ve değiştirmenize yardımcı olur. BDT ayrıca korkularla yüzleşme ve olumlu davranış değişiklikleri üzerine odaklanır.  

Düzenli Egzersiz:

Egzersiz, kaygıyı azaltmada yardımcı olabilir. Düzenli fiziksel aktivite, endorfin salgılanmasını teşvik eder ve genel stres seviyelerini azaltabilir. 

Derin Nefes Egzersizleri ve Meditasyon:

Derin nefes almak ve meditasyon yapmak, sakinleşmeye ve zihni rahatlatmaya yardımcı olabilir. Bu teknikler, kaygının kontrol altına alınmasına ve rahatlamaya katkıda bulunabilir.
 

Diyet ve Beslenme

Sağlıklı ve dengeli bir beslenme, kaygı belirtilerini azaltmada önemli olabilir. Kafein ve şeker gibi uyarıcıları sınırlamak veya alkol tüketimini azaltmak da faydalı olabilir. 

**Düzenli Uyku:**

Yeterli ve düzenli uyku almak, kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Gerektiğinde uyku düzeninizi düzene sokmak için uygun uyku rutinleri oluşturun. 

Stres Yönetimi

Stresle baş etme teknikleri öğrenmek ve uygulamak, kaygı bozukluğunu yönetmeye yardımcı olabilir. Günlük stresi azaltmak için hobiler edinmek, zaman yönetimi becerilerini geliştirmek ve sosyal destek almak da faydalı olabilir. 

İlaç Tedavisi

Ağır kaygı durumlarında, bir psikiyatrist veya doktor tarafından reçete edilen ilaçlar kullanılabilir. Antidepresanlar veya anksiyolitikler gibi ilaçlar, belirtileri hafifletmeye yardımcı olabilir. 

Psikoterapi:

Kaygı bozukluğu olan kişiler için bireysel veya grup terapisi, destek sağlayabilir ve uygun başa çıkma stratejilerini öğretebilir.


Kaygı bozukluğu olan herkes için en etkili tedavi yöntemi kişisel ihtiyaçlara ve semptomların şiddetine bağlı olarak değişebilir. Profesyonel bir sağlık uzmanıyla işbirliği yaparak kişiselleştirilmiş bir tedavi planı oluşturmak önemlidir. Tedavi sürecinde düzenli olarak terapi oturumlarına katılmak ve önerilen yaşam tarzı değişikliklerini uygulamak, kaygı belirtilerini azaltmada yardımcı olabilir.

 

Kaygı Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir ?

Kaygı bozukluğunun belirtileri kişiden kişiye değişebilir, ancak genellikle aşağıdakileri içerir:

1. Sürekli endişe ve gerginlik hissi
2. Kontrol edilemeyen kaygı ve korkular
3. Fiziksel belirtiler: Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, nefes darlığı, mide rahatsızlığı gibi
4. Uykusuzluk veya uykunun bozulması
5. Odaklanma veya dikkat eksikliği
6. Kas gerginliği veya kas ağrıları
7. Sürekli endişe ve korkular nedeniyle günlük aktivitelerin kısıtlanması
8. Panik ataklar
9. Kaçınma davranışları, özellikle kaygıya neden olan durumlardan kaçınma
10. Sosyal geri çekilme veya izolasyon.


Bu belirtilerin birkaçı bir arada olabilir ve kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Bir kişi bu belirtileri yaşıyorsa, bir sağlık profesyoneline başvurarak değerlendirme ve uygun tedavi seçeneklerini araştırması önemlidir.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu tipik olarak çocukluk ya da ergenlik zamanında başlayan, önemli yaşam olaylarına bağlı olarak artış gözlenen, kişinin yaşamını depresif bir bozukluk kadar olumsuz etkileyen oldukça yaygın bir kaygı bozukluğudur.


Görülme Sıklığı

12 aylık bir süreçte toplumun % 3’ ünde ve yaşam boyunca takriben % 5’in de görülmektedir.
Yaygın Anksiyete Bozukluğu, en sık koyulan ruhsal bozukluk tanıları arasında, depresyondan (%10.4) sonra % 7.9 ile ikinci sırada yer almaktadır.


Kaygı Bozukluğunun Tedavi Yolları

Anksiyete bozukluğunun en etkili tedavi yollarından birisi Bilişsel Davranışçı Terapidir. Bilişsel davranışçı terapi (BDT), anksiyete bozukluklarının tedavisinde sıkça kullanılan etkili bir yaklaşımdır. BDT, kişinin düşünce ve davranışlarının anksiyete semptomlarını nasıl etkilediğine odaklanır ve bu düşünce ve davranışları değiştirmeye yönelik stratejiler geliştirir. Bilişsel davranışçı terapide anksiyete tedavisinde kullanılan bazı teknikler. BDT, anksiyete belirtileriyle başa çıkmak için bilişsel ve davranışsal stratejileri birleştirir. Anksiyete bozukluğunun tedavisinde kullanılan bazı BDT araçları şunlardır:



Bilişsel Yeniden Yapılandırma:
Bu teknik, hastanın yanlış veya olumsuz düşüncelerini tanımlamak ve değiştirmek üzerine odaklanır. Anksiyete genellikle gerçek dışı veya aşırı endişelerden kaynaklanır. BDT, hastanın bu düşüncelerini tanımlamasına, sorgulamasına ve daha gerçekçi ve dengeli bir bakış açısıyla değiştirmesine yardımcı olur.


Endişe Günlüğü Tutma:
Bireyler, anksiyete düzeylerini ve tetikleyicilerini belirlemek için günlük tutabilirler. Bu günlükler, hangi durumların veya düşüncelerin anksiyete seviyelerini artırdığını anlamalarına ve sonrasında bu durumlarla nasıl başa çıkacaklarını planlamalarına yardımcı olabilir.


Sakinleştirme Teknikleri:
Anksiyete belirtilerini hafifletmek için kullanılan nefes egzersizleri, ilerlemeli kas gevşeme teknikleri ve meditasyon gibi sakinleştirme yöntemleri, BDT'nin önemli bir parçasıdır. Bu teknikler, anksiyeteyi azaltmaya yardımcı olabilir ve genel stres düzeyini azaltabilir.


Korku Hiyerarşisi ve Sistemli Maruz Kalma:
Bu teknik, kişinin korkularını hiyerarşik olarak sıralamasını ve daha sonra bu korkularla yavaş yavaş yüzleşmesini içerir. Bu, sistemli maruz kalma olarak bilinir ve kişinin korkularıyla baş etme becerilerini güçlendirerek anksiyeteyi azaltmaya yardımcı olabilir.

 Davranışsal Deneyler: 
Anksiyeteye neden olan düşünceleri test etmek için davranışsal deneyler yapılabilir. Bu deneyler, bireyin olumsuz beklentileriyle yüzleşmesine ve gerçekte ne olacağını görmesine olanak tanır. Bu, kişinin korkularını yenmesine ve daha olumlu deneyimler yaşamasına yardımcı olabilir.


BDT, genellikle belirli bir plan çerçevesinde gerçekleştirilir ve danışanın bilişsel ve duygusal süreçlerini anlamalarına, değiştirmelerine ve daha sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmelerine odaklanır. Terapi süreci kişiden kişiye değişebilir ve spesifik ihtiyaçlara göre uyarlanabilir. Anksiyete bozukluğunun tedavisinde BDT, uzun vadeli başarı sağlayan kanıtlanmış bir yöntemdir. Terapiye yanıt genellikle bireyseldir, ancak düzenli terapi oturumları ve bireyin çabalarıyla anksiyete belirtilerinde belirgin bir azalma görülebilir.
Bu kişilerde bilişsel çarpıtmalar söz konusudur. Bunun sonucunda, kişi çevredeki olayları kontrol edemeyeceğine inanır. Çaresizlik ve anksiyete hisseder.  

Bireysel psikoterapiye ihtiyacınız olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz?

Aynı zamanda kullanılan bir başka tedavi yöntemi ise Şema Terapidir. Kişinin yaşadığı kaygı düzeyinin geçmişte yaşadığı problemlerden kaynaklı olduğu varsayılır. Kişinin geçmişi ve bugünü arasında kurulan köprüyü onarmayı hedefler. 

 

Anksiyete bozukluğu tedavisinde kullanılan diğer yöntemler arasında Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), grup terapisi, psikososyal eğitim ve destek grupları yer alır. Tedavinin süresi ve başarısı kişiden kişiye değişebilir.

Anksiyete bozukluğunda ihtiyaç duyulması halinde psikiyatriste yönlendirerek ilaç tedavisine de başlanabilir.

© Copyright 2024 Zera Psikoloji