Madde Kullanım Bozukluğunu anlamak ve açıklamak için öncelikle bağımlılık kavramına bakmamız gerekir. Bağımlılık, bir kişinin belirli bir maddeye veya davranışa aşırı derecede bağlanması ve kontrolünü kaybetmesi durumudur. Bağımlılık, bireyin yaşamını fiziksel, psikolojik veya sosyal açıdan olumsuz etkileyebilir. Bağımlı olunan madde veya davranış, kişiyi sürekli etkiler ve zorlayıcı bir arzu yaratır. Bu da bırakma konusunda zorluk yaşamaya ve bağımlılığın bir döngü haline gelmesine yol açar.
Madde kullanım bozukluğu, isminden de anlaşılacağı üzere, bir maddeye yönelik kontrolsüz arzu ve kullanımdır. DSM-5’te madde kullanım bozuklukları başlığı altında birçok madde (alkol, sigara, ilaç, uyuşturucu vb.) açıklanmıştır. Bu yazıda, genellikle uyuşturucu madde bağımlılarını içeren ve toplumda madde bağımlılığı olarak bilinen kavrama odaklanacağız.
Madde Kullanımı ve Beyne Etkileri
Psikoaktif maddeler olarak adlandırılan bu uyuşturucu maddeler, merkezi sinir sistemini etkileyerek beynin fonksiyonlarında değişikliklere neden olur. Bu değişiklikler algıda, duyularda, davranışlarda, bilinçte ve ruh halinde farklılıklar yaratabilir. Bazı maddeler ilaç niteliği taşısa da, tek seferlik kullanımda bile bağımlılık yapabilecek etkiler gösterebilir. Bu maddelerin kullanımıyla ortaya çıkan keyif verici etkiler, beynin dopamin sistemi üzerinde bozulmalara neden olur ve bu durum tekrar kullanımı pekiştirir. Esrar, eroin, amfetamin, metamfetamin, kokain, haşhaş, afyon, bonzai ve AM gibi maddeler genellikle bitkisel kaynaklı olup yoğun bağımlılık yapma potansiyeline sahiptir.
Bu maddeler, özellikle dopamin adı verilen nörotransmitterin salgılanmasını artırarak beynin ödül sistemini uyarır. Dopamin seviyelerindeki artış, kullanıcıda geçici bir haz duygusu yaratır. Ancak, zamanla beyin bu maddelere tolerans geliştirmeye başlar ve aynı etkiyi elde edebilmek için daha fazla maddeye ihtiyaç duyulur. Bunun sonucunda, beyindeki doğal ödül mekanizmaları zarar görür ve kullanıcı, temel aktivitelerden (yemek yemek, sosyalleşmek gibi) zevk alamaz hale gelebilir. Ayrıca, beynin ön lobunda yer alan ve karar verme, dikkat, problem çözme gibi işlevlerden sorumlu bölgelerde ciddi hasarlar meydana gelebilir.
Madde kullanımının uzun vadeli etkileri yalnızca beyinle sınırlı kalmaz; aynı zamanda kalp hastalıkları, karaciğer hasarı, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi ciddi fiziksel sorunlara da yol açabilir. Psikolojik açıdan bakıldığında ise depresyon, anksiyete bozuklukları ve hatta psikotik rahatsızlıklar gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Toplumsal açıdan da iş kaybı, aile içi şiddet, suç işleme gibi sonuçlarla bireyin yaşamı büyük ölçüde etkilenir.
En Yaygın Kullanılan Maddeler
Dünya genelinde en yaygın olarak kullanılan ve ticareti yapılan madde esrardır. Yaklaşık 228 milyon bağımlı tarafından tüketilen esrar, 150’ye yakın ülkede yasa dışı bir şekilde satılmaktadır. Avrupa Komisyonu ve OECD tarafından yayınlanan 2020 yılına ait "Bir Bakışta Sağlık" raporuna göre, ergenlik dönemindeki gençler arasında madde kullanımı, özellikle esrar kullanımı, yaygındır. Ergenlik döneminde sık esrar kullanımının etkileri arasında şunlar vardır:
• Uzun vadede bağımlılık riskini artırma: Ergenlik döneminde beyin hala gelişim sürecindedir. Esrar kullanımı, beynin ödül sisteminde dopamin salınımını etkileyerek bağımlılık riskini artırır. Bu durum, bireyin ilerleyen yaşlarda da farklı maddelere yönelmesine yol açabilir.
• Bilişsel işlev sorunları yaratma: Esrar kullanımı, prefrontal korteksin işlevlerini olumsuz etkileyebilir. Planlama, karar verme, problem çözme gibi bilişsel yetilerde zayıflamalar görülebilir. Bu etkiler, özellikle sık kullanım durumunda belirgin hale gelir ve uzun vadede geri dönüşü zor olabilir.
• Hafıza kaybına yol açma: Esrarın etkileri hipokampus bölgesinde yoğunlaşır ve bu durum kısa süreli hafızada bozulmalara neden olabilir. Ergenlikte başlayan kullanım, öğrenme süreçlerini zorlaştırabilir ve akademik performansı olumsuz etkileyebilir.
• Dikkat eksikliği gibi problemler yaratma: Esrar, dikkat süresini kısaltabilir ve odaklanmayı zorlaştırabilir. Bu durum, ergenlerin günlük yaşamlarında ve eğitim hayatlarında sorun yaşamalarına neden olabilir. Uzun süreli kullanım, dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerine benzer semptomlar oluşturabilir.
Madde Kullanım Bozukluğu Tanısı
DSM-5’te madde kullanım bozukluğu tanısı koymak için belirlenen kriterlere göre, son 12 ay içinde aşağıdaki kriterlerden en az ikisinin ortaya çıkmış olması ve bunun bireyin işlevselliğini olumsuz etkilemesi gerekir:
Kontrol Kaybı: Maddeyi kontrolsüz bir şekilde kullanma (daha fazla veya daha uzun süre kullanma).
Zaman Harcama: Madde elde etme, kullanma veya etkilerinden kurtulma için fazla zaman harcama.
Güçlü Arzu: Maddeye yönelik yoğun bir istek veya arzu.
Büyük Miktarlarda Kullanım: Planlanan miktardan çok daha fazlasını kullanma.
Başka Alanlarda Sorunlar: Madde kullanımı nedeniyle iş, okul veya aile yaşamında problemler yaşama.
Devam Eden Kullanım: Fiziksel veya psikolojik sorunlara rağmen kullanımı sürdürme.
Tolerans Gelişimi: Aynı etkiyi elde etmek için daha fazla madde kullanma ihtiyacı.
Yoksunluk: Maddeyi bıraktığında veya azalttığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması.
Yoksunluk belirtileri arasında kolay öfkelenme, huzursuzluk, uyku sorunları, karın ağrısı, titreme, terleme ve kilo kaybı sayılabilir.
Madde Kullanımını Tetikleyen Etkenler
Madde kullanımını tetikleyen çok sayıda faktör vardır. Düşük sosyoekonomik düzeyden gelen dezavantajlı grupların maddeye erişimleri daha kolaydır. Yaşanılan çevre, özellikle sosyoekonomik durumu düşük bölgeler, madde kullanımını artıran bir tehdit oluşturabilir. Eğitim seviyesinin düşük olması ve okul çevresinde uygun denetim mekanizmalarının bulunmaması da maddeye eğilimi artırabilir.
Bulunulan arkadaş ortamında sigara, alkol veya madde kullanımının yaygın olması, ergenleri maddeye erişim konusunda teşvik edebilir. Özellikle gençler arasında madde bazen statü sembolü olarak algılanır ve sosyal kabul görmek için kullanılabilir. Arkadaş grubu etkisiyle başlayan kullanım, ilerleyen süreçlerde bağımlılık geliştirebilir. Özgüven eksikliği, kaygı azaltma ihtiyacı veya yeni heyecan arayışı gibi kişisel nedenler de madde kullanımını başlatan faktörler arasında yer alır.
Aile içinde madde kullanımı ise en önemli risk faktörlerinden biridir. Anne veya babanın madde kullanması, çocuğun madde kullanımını bir norm olarak görmesine neden olabilir. Aile içinde yaşanan şiddet, ihmal veya istismar gibi travmatik olaylar da madde kullanımını tetikleyebilir. Bu durum, çocuklarda baş etme mekanizması olarak maddeye yönelme ihtimalini artırır. Öte yandan, sağlıklı bir aile ortamının yokluğu ve destekleyici ebeveyn figürlerinin eksikliği, bireylerin kendilerini daha fazla risk altında hissetmesine yol açabilir. Örneğin, duygusal ihtiyaçların karşılanmaması veya aile içi iletişim sorunları, bireyin boşluğu madde ile doldurma arayışına yönelmesine neden olabilir.
Toplumsal normlar ve medya etkisi de göz ardı edilmemelidir. Bazı filmler, diziler veya sosyal medya içerikleri, madde kullanımını özendirici bir şekilde gösterebilir. Gençler arasında, "herkes yapıyor" algısı yaratan bu tür içerikler, madde kullanımını meşrulaştırabilir.
Tedavi Yöntemleri
Madde bağımlılığı tedavisi, çok bileşenli bir süreçtir. Tedavi sürecinde hastane ve psikoterapi desteğinin yanı sıra aile ve çevresel değişimlerin önemi büyüktür.
Davranışçı müdahaleler (Grup Terapisi, Bilişsel Davranışçı Terapi), aile temelli müdahaleler, medikal tedaviler ve destek grupları bu alanda sık kullanılan yaklaşımlardır. Yatış gerektiren durumlarda psikoterapi ve medikal tedavi eşzamanlı olarak uygulanabilir. Tedavinin ana hedefi, bireyin özdenetimini sağlamak, baş etme becerilerini güçlendirmek ve tekrar madde kullanımını önlemektir.
Ülkemizde AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) adıyla hizmet veren kurumlar, madde kullanım bozukluğu olan bireylerin tedavisini sağlar. Bu kurumlar 18 yaş ve üzeri bireylere hizmet sunarken, çocuk ve ergen bağımlılar için çalışan merkezlere ÇAMATEM denir. Her iki kurum da madde bağımlılığının yanı sıra alkol ve internet bağımlılığı gibi durumlarla da ilgilenmektedir. Tedaviye başvurmak için bireylerin veya ailelerinin en yakın merkezle iletişime geçmesi önerilir.